22 Aralık 2016 Perşembe

''Meliha Hanım''







Her zamanki sıradanlığında bir akşamdı. ''Elektrik alamamışmış! Aşüfte karı! Bir gözü mezara bakıyor, hala elektrikten bahsediyor. Sen önce dön de şu suratına bir bak!'' diye söylenerek televizyonu kapattı ve mutfağa girdi çay demlemek için. Demliğin içindeki küflenmiş çayı dökerken ne zamandır çay içmediğini fark etti... Sandalyesine oturdu. Bu aralar pek sızlıyordu dizleri. Merhemle ovduktan sonra dönüp takvimin o günkü yaprağını kopardı. ''1 Aralık olmuş.''dedi. ''Hadi bakalım, bu sene de geçip gidiyor Hulusi.'' 35 senedir ölmeyi bekliyordu. Bundan tam 35 sene önce, ölümcül bir hastalık teşhisi koymuşlardı Meliha Hanım'a. O zaman 45 yaşındaydı. Hastalık oldukça ilerlemiş, çok bir zamanı kalmamıştı. Hastalığını kabullendikten sonra üzüntü ve panikle, ölmeden önce yapmak istediği şeyleri yaptı ilk sıralar, sonra anlamsız gelmeye başlamıştı bu hengame. Oradan oraya yetişme telaşı yerini bıkkın bir bekleyişe bırakmıştı. Nasıl olsa ölecekti. Hiçbir şeyin önemi kalmamıştı. Hastalık ilerleyerek, bütün vücudunu saracak ve sonra bitecekti işte her şey... Hulusi Bey üzerine titrer olmuştu karısının. Son günlerini mutlu geçirmesi için elinden gelen ne varsa yapıyordu. Onca senelik hayat arkadaşının moralini yükseltmeye, umudunu yeşertmeye çalışıyordu. Günler Meliha Hanım için kabul edilmiş bir ölüm beklentisi ile geçerken, bir yandan da tetkik ve tahlillerle uğraşıyorlar, rutin kontrollerini ihmal etmiyorlardı Hulusi Bey'in zoruyla. O sabah, büyük bir şokla uyandı. Hulusi nefes almıyordu. Apar topar hastaneye yetiştirmişlerdi komşuların yardımıyla ama nafileydi. Gece, uykusunda geçirdiği kalp krizine yenik düşmüştü Hulusi Bey. Kendi ölümünü beklerken, kocasının ölümüyle şaşkına dönmüştü. ''Aaah zavallı Hulusim, kahrından ölüp gitti koca adam, vefalı kocam aah aah!'' diye dövündü durdu günlerce. Hayat arkadaşının yası da eklendi bıkkın bekleyişine ama nasıl olsa kendisi de ölecekti... Hulusi Beyin ölümünden bir kaç ay sonra doktorun verdiği müjdeli! bir haberle sarsıldı. Yapılan tetkiklere göre hastalığının belirtileri o ölümcül hastalıkla karıştırılmış, yanlış yorumlanmıştı. Basit bir ilaç tedavisi ile eski hayatına geri dönebilirdi. Meliha Hanım doktorun gözlerine anlamsızca baktı o an. Önce her şeye yetişme telaşı, sonra bıkkın bekleyişiyle geçip giden zaman ve kahrından öldüğünü düşündüğü kocası geçti gözlerinin önünden. Perişan olmuştu. Hastalığı ilerleyip ölse bundan çok daha iyiydi. ''Eski hayat ha?'' diye söylendi yol boyu. Hayat neşesini ve hevesini çıkarıp atmış, dünyaya pencerelerini kapatmış, üstelik eşini de kaybetmiş bir 'ölü adayı' olarak yaşıyordu bir yıldır. ''Şimdi hiçbir şey olmamış gibi eski hayat diyor bana! Eski hayat...'' Eski hayatına hiçbir zaman dönemedi ve yıllar öylece akıp geçti. Hevessiz, heyecansız, yalnız... Kocasıyla yaşadığı o evde neredeyse hiçbir eşyanın yerini değiştirmeden yaşadı. Biraz aksi, biraz huysuz, mahalledeki çocukların bahçesine yanlışlıkla attığı topları kesen nemrut ihtiyar kadınlardan oldu. Hani şu hepimizin bir yerlerden tanıdığı ama hiçbirimizin hikayesini bilmediği o yalnız, geçimsiz yaşlı kadınlardan..













Hiç yorum yok:

Yorum Gönder